Diş apsesinden kısa sürede kurtaracak ev yapımı tarifler

Diş Apsesinden Kısa Sürede Kurtaracak Ev Yapımı Tarifler

Diş apsesi nedir?
Ağız ve diş sağlığı açısından son derece önemli bir problem olan diş apsesi ilerleyerek diş çürüklerine ve diş kayıplarına sebep olabilir. Bu nedenle ciddiye alınması ve çözüme ulaştırılması gereken bir sağlık sorunudur.
Diş apsesi genellikle kırık dişlerde veya çürümeye başlayan dişlerde meydana gelir. Diş kökü ve çevre dokularını ilgilendiren, bölgesel olarak ağrılı içi iltihap (irin) dolu keseciktir ve çoğu zaman ağrı ile kendini gösterir.
Diş apselerinin nedeni nedir?

Diş apselerinde ana neden kötü ağız hijyenidir. Dişlerin fırçalanmasının ihmal edilmesi, yanlış tekniklerle fırçalanması veya şekerli besinlerin fazla tüketilmesi nedeniyle meydana gelen diş çürükleri, diş abselerine yol açabilir. Ayrıca diş etine balık kılçığı gibi yabancı bir cismin batması diş eti abseleriyle sonuçlanabilir. Diş çürümesi veya kırık bir diş sonucu zararları bakterilerin diş eti dokusuna ve hatta diş kemiğine ulaşmasıyla diş abseleri oluşur.
Diş absesi probleminden kurtulmanızı sağlayacak ev yapımı tarifler
1. Soğan: Bir soğanı parçalara bölün. Bir parçasını ağınıza alarak ağrıyan dişinizle on dakika boyunca çiğneyin. Bu yöntemi günde iki defa tekrarlayın.
2. Buz: Bir buz küpünü temiz bir bezle sarın. On beş dakika boyunca ağrıyan bölgeye dışardan bastırın. Soğuk uygulaması diş ağrınıza da iyi gelecektir.
3. Zeytinyağı ve karanfil: dört-beş damla karanfil yağı ile bir çorba kaşığı zeytinyağını uygun bir kapta karıştırın. Bir parça pamuğu hazırladığınız karışım batırın ve otuz dakika boyunca ağrıyan dişinizin üzerinde tutun. İşlem bittikten sonra ağzınızı bol su ile çalkalayın.
4. Tuz ve karabiber: Birer çay kaşığı tuz ve karabiberi uygun bir kaba koyun ve karıştırın. İçerisine macun kıvamına gelene kadar su ekleyin. Macun kıvamındaki karışımdan bir miktar alarak ağrıyan dişin üzerine koyun ve bu şekilde 15 dakika bekleyin. Süre dolduktan sonra ağzınızı bol su ile çalkalayın.
Diş apsesinin, ihmal edildiği takdirde ilerleyerek çok daha ağır tablolara yol açacağını unutmayın. Evdeki yöntemler yanında bir diş hekimine başvurmayı ihmal etmeyin.

Demir eksikliğinin sebepleri nelerdir ?

Demir eksikliğinin sebepleri nelerdir?

Vücuttaki demir eksikliği, tüm dünyadaki nüfusun yaklaşık % 30’unu etkilemektedir ve bunların çoğu, muhtemelen tahmin etmeden, gizli olarak bu eksikliği yaşamaktadır. Ancak vücutta demir eksikliği – zayıflık, baş ağrısı, baş dönmesi, verimlilik azalması, hafıza ve diğer bilişsel işlevlere yol açar. Ne yazık ki, vücutta demir eksikliğini önlemek oldukça zordur, bu nedenle herkes böylesi bir eksikliğin sebeplerini ve belirtilerini iyi bilmelidir.

Demirin insan hayatındaki rolü ve eksikliğinin nedenleri

Demir, insan sağlığı için en önemli mikro elementlerden biridir. Onsuz bir kan proteini, diğer organlara akciğerlerden oksijen taşınması imkânsızdır, hemoglobinin bir parçasıdır. Demir molekülleri sadece kırmızı kan hücreleri değildir aynı zamanda, karaciğer, dalak, kemik iliği ve kas dokusundaki hücrelerde bulunur. Demir eksikliği doğrudan o metabolizma dokuların rejeneratif fonksiyonunu bozulmaya rahatsız ve tiroid hormonlarının üretiminde azalmaya, daha doğrusu insanın genel sağlığını etkiler.

Vücuttaki demir eksikliğinin nedenleri

Demir aslında yaygın olarak bulunan mikro besin öğelerinden biridir; çoğu et ve süt ürününde, sebzelerde, meyvelerde ve tahıllarda bulunur. Neredeyse tüm gıdalarda demir varmış gibi görünüyor, ancak buna rağmen çoğumuz bu elementten yeterince temin etmekten yoksundur. Sonuçta, her gün bir kişi 1-2 mikrogram demiri birçok gıdadan temin edebilir. Çocuk doğurma yaşındaki kadınların neredeyse tümü, ayda bir kan kaybı nedeniyle demir eksikliğinden mustariptir ve ciddi, yaşamı tehdit eden durumlar ağır hastalık ve cerrahi operasyonların ardından ortaya çıkabilir. Ayrıca hamile ve emzirme döneminde, büyümekte olan dönemde çocuklara artan ihtiyaç ihtiyacı, sporcular ve ağır fiziksel emek alan kişiler.

Birçok diğer mikro besin maddesinin aksine, demir vücudumuza sadece gıdalarla girer, vücutta sentezlenmez ve sudan veya havadan alınamaz.

Vücuttaki açığın temel nedenleri şunlardır:

  • Dengesiz beslenme – beslenmede protein eksikliğinin yanı sıra yarı yeme alışkanlığı, gazlı içecekler ve abur cubur, yani vücut çok az demir alır ve bu yeterli değildir günlük kayıpları tamamlamak gerekir,
  • Sık kan kaybı – Ağır adet görme, sık burun kanaması, mide ülserleri ve hemoroid ve belirgin demir eksikliğine neden olabilir,
  • Vitamin eksikliği – demir elementinin tam olarak emilimi ancak yeterli düzeyde C vitamini, B ve bazıları ile mümkündür. Bu vitaminlerinde yeterli miktarda alınması gerekir,
  • Hamilelik, emzirme veya gelişmiş spor ve diyette demir ihtiyacı artar. Bu dönemlerde daha dikkatli olmak gerekir,
  • Gastrointestinal sistem hastalıkları – demir emiliminde ağırlıklı olarak ince bağırsakta görülür ve iltihaplı hastalıklarda bu süreç bozulur. Helmintaz, enterit ve kolit, anemi kaynaklarının ikinci en sık görülen nedenidir.

Diyabetin İki Değil Beş Türü Var

Diyabetin İki Değil Beş Türü Var

 

Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen diyabet hastalığı, aynı zamanda tıp biliminde kan şekerinin yükselmesi ile birlikte idrar tahlilinde şeker çıkması olarak tanımlanmaktadır. Türkiye geneli araştırmalara bakıldığında neredeyse 20 yaşını geçmiş olan insanların yaklaşık %13.7’si diyabet hastalığı ile savaşmaktadır.

 

Vücut içerisinde kan şekerinin düzenlenmesinde görevli olan hormonlar bulunmaktadır. Bu hormonların en önemlisi ise pankreas beta hücrelerinin salgıladığı insülin hormonu olmaktadır. Eğer pankreasta insülin hormonu yeterli seviyede üretilmez ise kanda bulunan şeker seviyesi yükselmektedir ve bu durum sonucunda da diyabet hastalığı yani diğer adı ile şeker hastalığı meydana gelmektedir.

 

Diyabet Hastalığı Nedenleri Nelerdir?

 

Diyabet hastalığının en temel nedenlerinin başında pankreasta insülin hormonunun yeteri seviyede üretilmiyor olmasıdır. Vücut içerisinde insülin hormonunun üretilmemesi durumunun altında ise yata ve diyabet hastalığı için ortam hazırlayan nedenler bulunmaktadır.

 

Diyabet hastalığına davetiye çıkaran insülin hormonunun yetersizliği altında öncelikle aşırı kilo ve kalıtımsal özellikler yatmaktadır. Aşırı kiloya sahip olan, düzensiz beslenen, genellikle hareket etmeden yaşayan, gebe kalma aralığı sık olan kişilerde ve genetik olarak diyabet hastalığına yatkın olan kişilerde diyabet hastalığının görülme oranı oldukça yüksek olmaktadır. Dolayısıyla da düzensiz beslenme, hareketsiz yaşama şeklini yaşam şekli haline getiren kişilerin aşırı kilo alımı ile birlikte diyabet hastalığı ile karşı karşıya kalması kaçınılmaz hale gelmektedir.

 

Diyabetin Beş Çeşidi Var

 

Bilim alanında sürekli bir çok alanda bilimsel çalışma ve araştırma yapılmaktadır. Bilimsel gelişmeler aynı zamanda tıp alanındaki bir çok gelişmeye de ışık tutmuştur. Bu gelişmelerden birisi diyabet hastalığı olmuştur. Tıptaki son çalışmalar neticesinde Finlandiyalı ve İsveçli iki bilim adamı iki çeşit olduğu söylenen diyabet hastalığının aslında beş farklı çeşidi olduğunu öne sürmüştür.

 

Bir çok bilim adamı tarafından karmaşık bir yapıya sahip olduğu öne sürülen diyabet hastalığına yönelik binlerce kişi üzerinde incelemeler yapılmıştır. Yapılan bu inceleme ve araştırmalar sonucunda diyabet hatalığının iki değil beş farklı gruba ayrıldığı saptanmıştır. Bu araştırmalar neticesinde birinci grup diyabet tip 1 özellikleri sergilerken, ikinci grup; diyabet hastalarının bağışıklık sisteminin sağlıklı ve sistemli bir şekilde çalıştığını fakat insülin üretimi ile görevli olan hücrelerin çalışmadığını, üçüncü ve dördüncü grup; aşırı kilolu olmalarına rağmen vücutlarının insülin hormonuna karşı direnç gösterdiğini ve beşinci grup ise yaşa bağlı olarak diyabet hastalığının hafif oranda oluşabileceğini sergilemiştir.

Diş eti kanaması neyin belirtisi

Diş Eti Kanaması Neyin Belirtisi?

Diş eti kanamaları çoğu zaman diş eti hastalıklarının belirtisidir. Toplumda oldukça sık karşılaşılan bir problemdir ve pek çok farklı diş eti hastalığında görülebilir. Eğer diş eti sağlıklı olursa, kendiliğinden veya diş fırçalama esnasında kanamasını beklemeyiz. Bu durumlarda kanama oluyorsa diş etiyle ilgili bir rahatsızlık olabileceğinin habercisidir. Kanama bir defadan fazla olduysa veya birkaç gün devam ettiyse, bir diş hekimine başvurmak gereklidir.

Peki diş eti kanamasının nedenleri nelerdir?

Diş eti kanamasının nedenlerini şöyle özetleyebiliriz.

  • Doğru bir fırçalama ve diş temizliği yapılmadığı durumlarda bakteriler dişe tutunur. Bu tutunma sonucu mikrobiyolojik diş plağı oluşur. Zamanla bu plak gelişerek diş etlerine zarar verir. Yani diş eti kanamaları nedenlerinin başında bakteri plağı
  • Sigara içmenin ağız sağlığı ve diş etlerine önemli zararları vardır. Ağız içi mukozasında ve diş etinde gelişebilecek rahatsızlıklara zemin hazırlar.
  • Diş eti hastalıklarında % 30 oranında genetik faktörler rol oynamaktadır. Aile diş eti hastalığı olanların daha tedbirli olmaları ve düzenli kontrollerine gitmeleri gereklidir.
  • Hamilelik, menopoz, ergenlik dönemi gibi hormon değişimlerinin olduğu dönemlerde ağız hijyenine önem göstermek gereklidir. Çünkü bu dönemlerde diş eti hastalıklarına yatkınlık artar.
  • Stresli bir yaşam, vücudun enfeksiyonlarla olan mücadelesini olumsuz yönde etkileyerek enfeksiyona yatkınlığı artırmaktadır.
  • Kullanılan kalp ilaçları ve kan dolaşımını etkileyen diğer ilaçlar, kanamayı kolaylaştırarak diş eti kanamalarına sebep olabilirler.
  • Diyabet yani şeker hastalığı olanlar diş eti hastalıklarına yatkın olduklarından düzenli kontrollerini aksatmamaları gerekir.
  • Ayrıca yanlış yapılmış dolgu ve köprüler de diş etlerine baskı yaparak kanamalara ve enfeksiyonlara neden olabilir.

Kanser Korkusu “Karsinofobi” ile Başa Çıkmanın Yolları

Kanser Korkusu “Karsinofobi” ile Başa Çıkmanın Yolları

 

Kanser vakalarının hızla artışı ile birlikte, kişilerde kansere yakalanma korkusu da artmaktadır. “Karsinofobi” denilen bu rahatsızlık çeşidinin temelinde yatan korkuların, kişilerde farklı duygusal sorunlara yol açtığı bilinmektedir. Bir çeşit obsesif kompulsif bozukluk durumunun yanı sıra depresyon da eşlik etmektedir. Bu nedenle kanser korkusu olan bireylerin bir an önce uzman desteğine başvurarak, bu korkudan arınmaları gerekmektedir.

 

 

Karsinofobi Nedir?

 

“Kanser korkusundan sakınamama” olarak da adlandırılan bu sorunda; çoğunlukla kişilerin zihinlerinde gittikçe çoğalan korku durumundan söz etmek mümkündür. Hastalık ile ilgili düşünceler Obsesyon ile benzerlik göstermektedir. Depresyon ile birlikte gittikçe artan bu problem, kanserin ilerleyici, acı veren ve ağrılı bir hastalık olması temeline bağlantılı olarak gelişmeye başlamaktadır. Özellikle çevresinde kanser tedavisi gören veya kanser sebebiyle ölen insanların yakınlarında bu korkunun gelişimi doğaldır. Kanser ile ilgili her evreye şahitlik eden bireyler, yaşananları yakından gözlemlemekte ve zamanla aynı hallere düşme korkusu ile karsinofobi sorunuyla karşı karşıya kalmaktadır. Aynı şekilde kanser şüphesi ile tarama yaptıran, biyopsi geçirmiş olan bireylerde de kanser korkusunun giderek büyümesi durumu söz konusu olmaktadır.

 

Karsinofobiden Kurtulmanın Yolları Nelerdir?

 

Karsinofobi sorunu yaşayan bireylerin, genellikle korkularını ifade etmedikleri ve içsel bir şekilde yaşadıkları gözlenmektedir. Bu nedenle korkuların itiraf edilmesinin kanser korkusu konusunda ilerlemeyi yavaşlattığı görülmektedir.  Kanser konusunda sürekli radyolojik testlerden geçmek zararlıdır. Bu nedenle karsinofobi durumu yaşayanların doktorların öngördüğü zamanlarda tetkiklerini yaptırmaları, kanser hastalığını yenmiş insanlarla sohbet etmeleri bu süreçte faydalı olmaktadır. Kanser korkusu ile başa çıkmanın en doğru yolu ise psikolojik desteğe başvurmaktır. Karsinofobi durumunda, bireylerin zihinlerini başka işlerle ve hobilerle meşgul etmeleri korkularını unutmak konusunda faydalı olmaktadır. Keyifli ortamlarda bulunmak, komedi filmleri seyretmek veya ilgi duyulan hobilere vakit ayırmak da korkuların azalmasında ve unutulmasında etkili olmaktadır. Ayrıca kanserden korkmak yerine, kansere yakalanmamak için gerekenleri bilmek, dengeli beslenmek, spor yapmak ve uyku düzenine dikkat etmek de sağlıklı yaşam ve kanser korkusu açısından olumlu yaşam şeklidir.

Gereksiz Antibiyotik Kullanımı ve Zararları

Gereksiz Antibiyotik, Böbrek ve Karaciğerde Soruna Yol Açar

Antibiyotik hayvansal ya da bitkisel organizmalarda oluşan ve küf mantarları soya mantarları gibi maddelerde bolca bulunan ve bu maddelerden elde edilen yapay ürünler olmaktadır. Antibiyotikler günümüzde hastalıkların iyileşmesi için kullanılmaktadır. Ve sanılanın aksine antibiyotikler secdece hap olarak kullanılmamaktadır. Antibiyotik hapların, penisilin ve türevi iğnelerin ve hatta bazı serumların genel adı olmaktadır. Peki, antibiyotiklerin etkileri nelerdir.

Antibiyotikler Böbrek Rahatsızlıklarına Sebep Olmaktadır

Antibiyotikler az öncede belirttiğimiz gibi doğal olmayan maddeler oldukları için yüzde yüz saf ve masum değillerdir. Tıpkı bir zehrin panzehrinin bir başka zehir olması gibi antibiyotiklerin içerisinde de vücudu farklı yönlerden etkileyecek maddeler bulunmaktadır. bu maddeler böbrekler üzerinde toksit bir etki oluşturarak sık ve kontrolsüz kullanılması ilerleyen dönemlerde böbrek yetmezliğine sebebiyet verebilmektedir.

Antibiyotikler Karaciğer Rahatsızlıklarına Sebep Olmaktadır

Az önce belirttiğimiz gibi toksit etkilerinden dolayı antibiyotikler karaciğer rahatsızlıklarına da sebep olabilmektedir. Özellikle bir karaciğer rahatsızlığı olan kişilerin metabolik olarak antibiyotikler sebebi ile karaciğer rahatsızlığı çekmeleri mümkündür. Ayrıca karaciğerinde bir rahatsızlığı olmayan ancak gizli ya da henüz oluşmamış rahatsızlıklar tetikleyebilmektedirler.

Antibiyotiklerin Diğer Yan Etkileri

Antibiyotikler böbrek ve karaciğer rahatsızlıklarına sebep olmak dışında kullanan kişilerin metabolik durumlarına göre ciltte kuruma ve deri dökülmelerine sebep olabilmektedirler. Bunun yanı sıra gene metabolik durumlara göre içerisindeki bakterilerden dolayı ishal rahatsızlığına da sebep olmaktadırlar. Hatta antibiyotikler kimi kişilerde obeziteye bile sebep olabilmektedirler.

Antibiyotik Kullanırken Nelere Dikkat Edilmelidir?

Antibiyotikler elbette ki öcü olan ilaçlar değillerdir bu bahsettiğimiz hastalıklar antibiyotiklerin yanlış kullanımı sonucu oluşan etkiler olmaktadır. Antibiyotiklerin zarar yerine fayda sağlaması için öncelikle doktor kontrolünde alınması gelişi güzel alınmaması gerekmektedir. Ayrıca antibiyotikler dışarıdan yapay takviye oldukları için vücut direncini düşürmektedirler. Yani antibiyotikler kullanılmaya başlandığında doktorun tavsiye ettiği kadar kullanılmalı ve tamamen bitirilmelidir. İyileştim deyip yarıda kesmek kişinin tekrar hasta olmasına ve daha fazla antibiyotik kullanımına sebep olmaktadır. Ayrıca en önemli unsurlardan bir tanesi de bir tanıdığın aynı belirtiler ile hasta olması ve antibiyotik ile iyileşmesi size o antibiyotiğin fayda sağlayacağı manasına gelmemektedir. Bu nedenle antibiyotikler doktorun tavsiyeleri ile alınmalıdırlar.

 

Grip Olan Annelere 7 Emzirme Kuralı

Grip Olan Annelere 7 Emzirme Kuralı!

Kış aylarında grip annelerin tam anlamı ile baş belası haline geliyor. Kış aylarında sıkça karşılaşılan hastalıklar arasında ilk sırada yer alan grip annelere zor anlar yaşatabiliyor. Birçok kişi emzirme döneminde gribe yakalandığında emzirmeyi sonlandırarak bebeğini koruduğunu düşünüyor. Ancak uzmanlar bunun doğru bilinen bir yanlış olduğunu defalarca kez vurguluyor. Eski dönemlerden süregelen hurafeler arasında virüsün sütten bebeğe geçtiği inancı oldukça yaygın. Ancak grip anneden bebeğe virüs süt yolu ile bulaşmıyor. Grip dönemde emzirmeye ara vermek bebeğe daha çok zarar verebiliyor. Kısacası anne gripte olsa bebeği emzirmelidir. Anne sütü koruyucu bir ilaç görevi görür ve bu dönemde anne sütü ile beslemek bebeği daha dirençli hale getirir. Grip annelerin bu dönemde dikkat etmesi gereken birçok konu bulunmaktadır. Tüm ayrıntıları yazımızın devamında başlıklar halinde bulabilirsiniz.

1.Gripken Bebeğiniz ile Sık Temastan Kaçının

Burada ki  en büyük dikkat isteyen konu bebeğinizi öpmektir. Grip anne olarak bu  dönem için bebeğinizi öpmekten dudağını ile temas kurmaktan kaçının. Emzirme esnasında ellerini, yüzünü öpmeyin, hapşırma sırasında yönünüzü bebekten tarafa çevirmeyin, elleriniz sık sık yıkayın. Nefesinizin doğrudan bebeğe ulaşması halinde virüsün bebeğinize geçmemesi mucize olacaktır. Eğer imkan var ise emzirirken maske takın. Bu şekilde virüslerden koruyabilirsiniz.

  1. Emzirme Sırasında Hijyene Dikkat Edin

Bu dönem için bebeğinizi emzirmek sizin için zahmetli olabilir. Ancak bebeğin sağlığı elbette ki her şeyden daha önemlidir. Bebeğinizi emzirmeden önce ellerinizi iyice köpürterek yıkayın. Üzerinizi değiştirin. Göğüs ucunu da aynı şekilde steril olarak yıkayın. Bu şekilde bebeğe grip bulaşmasının önüne geçebilirisiniz.

  1. Odanızın Havasını Değiştirin!

Virüsler bulunduğunuz ortamda havaya yayılabilir. Bu durum sonucu da odada asılı kalan damlacıklar bebeğinizin gribe yakalanması için kolay bir yol olur. Bu nedenle bebek ile aynı odada uzun süre kalmamaya dikkat etmeli bunun yanı sıra odanızı sık sık havalandırmalısınız. Odanıza temiz hava girdiğinde mikroplar yok olacak ve bebeğiniz de temiz bir havayı soluyacaktır. Bu sayede bebeğinizi gripten korumuş aynı zamanda emzirerek sağlıkla beslemiş olursunuz.

  1. Bol bol Su içmeye özen gösterin.
  2. Bebeğiniz ile uyumayın.
  3. C vitamini ağırlıklı beslenin.
  4. Uyku saatlerine özen gösterin.

E-Nabız uygulaması nedir ?

E-Nabız uygulaması nedir?

E-devlet kapısı üzerinden giriş yaparak her türlü sağlık kaydına istediğiniz her an ulaşabilmek artık mümkün… Kişisel sağlık sistemi hizmeti olarak bilinen E-nabız uygulaması son günlerde ne olduğu konusunda oldukça konuşulan bir konudur? E-Nabız uygulaması nedir?

Bilindiği gibi artık resmi kurumlarda gerçekleştirilen tüm işlemler E-devlet üzerinden görüntülenebilmektedir. E-nabız uygulaması da aynı şekilde E-devlet kapısı üzerinden giriş yaparak tedavi ve tetkiklerin adresinin neresi olduğunun önemi olmaksızın her türlü kayıt bilgilerine ulaşabilmeyi sağlayan bir sistemdir. Bireyler E-nabız uygulamasıyla tıbbi özgeçmişlerini takip edebilme olanağı bulmaktadır.” E-nabız uygulaması nedir?” soruları dışında bir de merak edilen diğer bir konu E-nabız uygulamasına nasıl kayıt olunduğu ve sistemin nasıl kullanıldığıdır?

E-Nabız uygulaması kullanım açısından E-devlet kapısı uygulamasından farklı değildir. Hatta E-devlet kapısı girişi ile E-nabız uygulamasından faydanılabilmektedir. E-devlet şifresini bilen herkes tıbbi tetkik, muayene sonuçları ve raporlarına E-Nabız sistemini kullanarak ulaşabilmektedirler. E- nabız uygulamasının kullanımı konusunda E-devlet kapısı dışında doğrudan E-nabız uygulamasına giriş imkânı da bulunmaktadır. Bunun için her bireyin kendi E-Nabız uygulamasını kullanabilmesi için aile hekimlerine başvurarak E-nabız şifresi temin etmeleri gerekmektedir. Bu şifre alındıktan sonra doğrudan https://enabiz.gov.tr adresine girerek şifrenin girilmesi yeterlidir. Sayfa üzerinde kendi tıbbi geçmişinin o gün ya da o günden önceki sizin adınıza yapılmış olan tüm tahlil, muayene ve tetkik sonuçlarına ulaşabilmektedir. E-nabız uygulamasının ne olduğu konusunda özetleme yapılması gerekirse tıbbi geçmiş hakkında hastaya zaman kazandıran, E-devlet kapısı ve doğrudan uygulama girişi olanaklarıyla çalışan sistemle bireylerin tek  merkezde toplanan bilgilerine kendi eliyle ulaşabilme özgürlüğü sağlayan uygulama olduğu söylenebilir. Öte yandan bu uygulama bireylere tıbbi bilgilerine kolay bir şekilde ulaşım sağlıyorken beraberinde erken tanı ve tedavi olanaklarını da desteklemektedir. E-Nabız uygulamasından yararlanmak için bireylerin E-devlet şifreleri ya da E-nabız uygulama şifreleriyle giriş yapmaları gerekmekte olup, bu sistemin getirdiklerinden bir diğeri de tahlil ve tetkik sonuçlarını hastane kuyruklarında bekleyen hasta kalabalığının önüne geçilmesi ve bireyler adına bu bekleme zamanından yana tasarruf sağlamaktır.

Ciltte Meydana Gelen Problemler Neyin Habercisi

Ciltte Meydana Gelen Problemler Neyin Habercisi

Ciltte meydana gelen problemler neyin habercisi olduğu hakkında araştırmalar yapılmıştır. Birçok cilt probleminin bazı hastalıkların belirtisi olduğu gözlenmiştir. Ciltte oluşan bozukluklardan sadece estetik görünümü bozuyor diye doktora gider ve şikâyetçi oluruz, oysaki bu problemler bazı hastalıkların sinyalini vermektedir. Cilt hastalıkları yaşam kalitenizi etkileyen bir hastalık türüdür. Diğer hastalıklar gibi bunlara da önem verilmesi gerekmektedir. Kaşıntıdır geçer, deri dökülmesi mevsimliktir gibi boş vermişlikler size daha ciddi cilt rahatsızlıklarını getirebilir. Akneden kansere birçok hastalığın etkisi cildinize yansıma yapmaktadır. Örneğim; yıllardır tırnaklarınızda oluşan beyaz çizgilerin vitamin eksikliğinden olduğunu duymuşsunuzdur. Bunun gibi birçok şeyi vücudunuz cildinize yansıtarak fark etmenizi ister.

Gözaltı morlukları genelde genetik ya da uykusuzluktan diye geçiştirilir. Oysaki gözaltı morlukları vücudunuzdan atılamayan toksik madde tüketiminden kaynaklanmaktadır. Toksin madde birikimini vücudunuz size böyle uyarı olarak vermektedir. 10 gün boyunca yumurta, glüte, süt ürünlerini yemezseniz düzeldiğini ve azalarak kayıp olduğunu göreceksiniz. Eğer bu sonuç vermezse bir alerji testi yaptırarak hayvan tüyü, çevreye bağlı bir alerjinizin olup olmadığına baktırmanız gereklidir. Ciltte oluşan kırışıklıklar genelde yaş ilerlemesinden dolayı oluşsa da erken yaşta C vitamini eksikliğinden de oluşabilmektedir. C vitamini ciltteki dokuların sıkı kalmasını ve kollojen oluşumunda etkili bir maddedir. Ciltte meydana gelen problemlerin araştırılması sonucunda bu sonuçlara varılmıştır.

Genelde göz çevresi ve kollarda görülen küçük kabarcıklar, sivilce ya da yağ birikmesi diye adlandırılsa da yeteri kadar çinko, A vitamini, yağ asitlerinin alınmaması durumunda vücut sinyal vermektedir. Dudak çatlaması ise rüzgâra maruz kalındığında dudakların kuruması diye nitelendirilir. Asıl nedeni ise B3 ve çinko bakımından yetersiz beslenildiğinde vücudun verdiği bir sinyaldir. Akne ve sivilcelerin oluşumu da vücutta gereğinden fazla bazı besinlerin birikmesi sonucu vücudun verdiği sinyaldir. Ciltte oluşan tüylenmeler genelde hormonsal dengesizlikler sonucu oluşan bir durumdur. Cilt renginizde bir solgunluk varsa bu da demir eksikliğinden kaynaklı olabilir. Doktora başvurarak test yaptırmanızda fayda vardır. Bu problemlerin araştırılması sadece bir estetik bozukluğun değil vücudunuzun verdiği sinyallerinde ortaya çıkmasını sağlamıştır.

Bebeklerde Diş Çıkarma Dönemine Dikkat

Bebeklerde Diş Çıkarma Dönemine Dikkat!

 

Bebeklerde diş çıkarma dönemi değişiklik göstermektedir. Bazı bebeklerde bu süreç erken gerçekleşirken, bazı bebeklerde dişler geç çıkabilmekte, hatta diş çıkartarak doğmuş bebekler dahi görülmektedir. Diş çıkarma dönemi sıkıntılı bir süreçtir. Damak yapısında meydana gelen değişiklikler esnasında bebeğin damaklarında ağrı, huzursuzluk veya ateş gibi belirtiler gözlemlenmektedir. Tüm bu belirtiler bebeklerde huzursuzluğa, ağlama nöbetlerine veya ateşe bağlı sıkıntılara yol açabilmektedir. Bebeklerde diş çıkarma döneminde en sık görülen sorunlardan biri de, bebeğin uyku düzeninin bozulmasıdır. Bu nedenle diş çıkarma döneminde bilinçli olunmalı ve bebeğin rahatlaması için önlemler alınmalıdır.

 

 

 

Diş Çıkarma Sürecinde Yaşanan Sıkıntılar

 

Bebeklerde diş çıkarma yapısal farklılıklar göstermekte ve her bebekte farklı dönemlerde olabilmektedir. Diş çıkarma belirtileri ve belirtilerin şiddeti, bebekten bebeğe değişiklik gösteren bir durumdur. Bazı bebekler diş çıkarma sürecini rahatlıkla atlatırken bazılarında sıkıntılı bir süreç olarak geçebilmektedir. Yaşanan bu süreç, hem bebeği hem de anneyi olumsuz etkileyebilmektedir. Özellikle salgı bezlerindeki değişiklik nedeni ile tükürük üretiminde artış, ağrı, huzursuzluk, dişetinde kızarıklık veya şişme, yanakta ve çene bölgesinde kızarıklık, iştahsızlık sorunu, yanakta kaşınma gibi belirtiler diş çıkarma döneminde en sık rastlanan bulgulardır. Bu bulgular nedeniyle bebekte sürekli ağlama, huzursuzluk, uykusuzluk, uykuya dalmakta güçlüğü ve uyku bölünmesi gibi sorunlar yaygınlıkla görülmektedir. Kesinliği ispatlanmamış olan bulgular ise; ateş, ishal ve cilt döküntüsü olarak bildirilmektedir.

 

Diş Çıkarma Sürecinde Neler Yapılmalıdır?

 

Bebekte diş çıkarmaya bağlı sorunlar önemsenmeli ve belirtiler göz önünde bulundurulmalıdır. Bebekte iştahsızlık, ateş veya ishal görüldüğünde, mutlaka uzman görüşüne başvurulmalıdır. Doktorun tavsiye ettiği tedavi seçenekleri uygulanmalıdır. Bebeklerde rahatlamayı sağlayıcı unsurlar göz önünde bulundurulmalıdır. Günümüzde bebekler için üretilen, içeriğinde zararlı kimyasal maddeler barındırmayan, soğutulabilen diş kaşıyıcıları satılmaktadır. Bu kaşıyıcılardan edinerek, bebeğin damağının rahatlaması sağlanabilmektedir. Kaşıyıcılar, asla buzlukta bekletilmemeli, dolabın alt kısmında tutulmalıdır.  Diş etlerine soğuk ve nemli temiz bir bezle masaj yapmak da rahatlatıcı önlemler arasında sayılmaktadır. Doktor önerisi olmadığı müddetçe bebeğe gelişigüzel ilaç verilmemelidir. Kontrolsüz ilaç verilmesi bebeğe zararlıdır.